Filmlerin İstanbul'u

Şehirler filmlere kimi zaman fon olur, kimi zamansa ana temasıdır filmin. Bazen çok sevdiğim bir filmde geçen bir şehre gittiğimde anlarım izlediklerimin bende nasıl izler bıraktığını.

Amelie’yi izleyip Paris’te Sacre Coure’u, La Dolce Vita’da Roma Trevi Çeşmesi’ni, Notting Hill’i izleyip Londra’yı merak etmeyen, Tiffany’de Kahvaltı’yı seyredip New York’a gidince Tiffany’nin vitrininde soluğu almayan var mıdır acaba?

Gitsek de gitmesek de tıpkı romanlar gibi filmler için de mekanlar çok önemli.

Son günlerde İstanbul’la yatıp İstanbul’la kalkıyoruz. Malum gündem yoğun. Ben de İstanbul’a bir de filmlerin gözüyle bakmak istedim. Ne yazık ki dünyanın diğer ünlü metropolleri gibi İstanbul’un reklamını yapacak, uluslararası bir ilgi ve merak uyandıracak filmler henüz maalesef yok, hatta olumsuz imaj yaratacak bir kaç ünlü film bile var. Ancak yine de ortalamanın üstü seyircilerin dikkatini çekebilecek filmlerimiz var İstanbul’da geçen ya da İstanbul’u fon edinmiş.

Her yönetmenin İstanbul yorumu farklı, kimi şehrin romantizmini öne çıkarmış, kimi şiddetini ve ele avuca sığmazlığını, kimisi içinde barındırdığı sosyal eşitsizliği, kimi çok renkli müziğini, kimisi de çok renkli kimliğini. Eee İstanbul bu, dünyanın en farklı, en zengin kültürlü ve kadim şehrinden bahsediyoruz.

Fatih Akın’ın İstanbul’u ile Ferzan Özpetek’in ki benzeyebilir mi? Hele Atıf Yılmaz’ın o eski İstanbul’u hangisini andırabilir? Yabancı yönetmenlerin gördüğü İstanbul ile Türk yönetmenlerin ki nasıl örtüşebilir?

James Bond iki kez İstanbul’da macera yaşamış, From Russia With Love ve Skyfall filmlerine ev sahibi olmuş İstanbul. Gizem ve casus hikayeleri denince akla gelmesin mi bu güzel ve karmaşık şehir? Kapalıçarşı’nın tepesinde motosikleti ile dolaşan Daniel Craig ilgi çekti elbet, ama bu filmlere İstanbul’u çok güzel tanıttı ve merak uyandırdı demek çok zor, hatta birçok eleştirmen kötü gösterildiğini söylemekte.

İlk filmi Hamam’ı İstanbul’da çekmişti Ferzan Özpetek, 20 yıl aradan sonra İstanbul Kırmızısı ile yine büyülü şehirdeydi. Yarattığı atmosferlerin hayranıyım o nedenle iki film için de yapılan olumsuz eleştirilere rağmen ben Özpetek’in İstanbul’unu seviyorum.

Fatih Akın İstanbul’un çeşitliliğini seviyor kanımca, şiddet ve vahşilik de barındırıyor onun İstanbul’u. İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek ve Duvara Karşı filmleri bunun iki örneği.

Nuri Bilge Ceylan’ın karlar altındaki müthiş görselliğiyle ödüle boğulmuş filmi Uzak’ı, Yılmaz Erdoğan’ın tam da şehrin karmaşası gibi hareketli ve tehlikeli ama eğlenceli Organize İşler’i, Atıf Yılmaz’ın Sadri Alışık ve Ayla Algan’lı kara komedisi Ah Güzel İstanbul’u ve daha birçok film bize İstanbul’un kaç farklı yüzünü anlatır?

İstanbul bu, hiçbir zaman kolay olmadı, olmayacak.

Bu eşsiz kentin layığıyla anlatıldığı nice filmler çekilmesi dileğiyle, sanatla kalın…