Sinemada anne olmak üzerine

Annelik hep kutsal anlamlar yüklenen bir kavram. Bir kadının anne olması onu toplum gözünde başka bir yere koyuyor. Anne olmak, koşulsuz sevmek, sonsuz şefkat duymak, sarıp sarmalamak, korumak demek ama hata yapmamak ya da mükemmel olmak zorunda mı kadın anne olunca? İsteklerinin, mutluluğunun peşinden gitmemeli mi bir kadın anne oldu diye? 

Sinema dünyasında anneliği konu alan bir çok film çekildi. Kimisi anneliği kutsadı, kimisi ise annelerin de insan olduğunu unutmamamız gerektiğini anlattı. Toplumlarda kabul edilmiş annelik kavramını ve beraberinde gelen kalıplaşmış normları sorgulayabilen en etkili sanat dalı yine sinema oldu denilebilir.

Örneğin ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ (We Need To Talk About Kevin) anneliğin içgüdüsel olup olmadığını, bazen bazı kadınların anneliğe hazır olmayabileceğini çok vurucu şekilde anlatır.

Almadovar ‘Annem Hakkında Herşey’ de 4 kadının 4 farklı yaşamını anlatırken, oğlunu kaybeden annenin gerçeklerle yüzleşme serüvenine bizi dahil eder.

‘Kramer Kramer’e Karşı’ da Meryl Streep’in canlandırdığı Joanna’yı unutmak mümkün mü? Sanat okumasına ragmen evlilik-çocuk ekseninde sıkışıp mecburiyetlere mahkum olmuş mutsuz anne karakteriyle hafızlarımıza kazınmıştı.

‘Room’ ile 2016’da Brie Larson’a Oscar kazandıran o mücadeleci, pes etmeyen, ve içinde zorla tutulduğu küçücük odayı oğlu için kocaman bir dünyaya çeviren anne rolü ne müthişti.

‘Kızım Olmadan Asla’, ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’, ‘Lorenzo’nun Yağı’, ‘Sophie’nin Seçimi’ gibi güçlü, ayakta kalmaya çalışan, mücadele veren anne karakterleriyle bende yer eden filmlerden bazıları.

Anneler günü yaklaşırken anneleri kusurlarıyla, hatalarıyla ve kendilerine ait tüm farklılıklarıyla kabul ettiğimiz, omuzlarına mükemmel ve sonsuz özverili olmaları zorunluymuş gibi yük bindirmediğimiz, kendilerinden vazgeçmelerini istemediğimiz yeni bir toplumsal bakış açısına kavuşabilmemiz adına çekilecek filmlerin artması dileğiyle,

Sanatla kalın…