ÖZ ŞEFKAT; KENDİNE DOST OL!

ÖZ ŞEFKAT; KENDİNE DOST OL!

Sevgi için kaynağın kendimiz olduğunu keşfetmek, bu hayattaki en önemli misyonumuz olmalı…

Hayatımızı yaşarken her şeyin, kendimiz dahil mükemmel olmasını isteriz ama kim bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilir ki?
Kendimizi acımasızca yargılamak ve çeşitli yetersizlikler veya eksiklikler için eleştirmek yerine, kendi kendine şefkat göstermek kişisel başarısızlıklarla karşılaştığımızda kendimize karşı nazik ve anlayışlı olduğumuz anlamına gelir- sonuçta, kim bize her şeyimizin mükemmel olacağını söyledi ki?

Şefkat çok çok özel bir duygu ve bunu kendimize doğru duyduğumuzda adı öz şefkattir.

Öz şefkat, başkası zor durumdayken göstereceğimiz şefkati kendimizden esirgememektir. Zor zamanlarda kendi kendimizin elinden tutmak, ayağa kaldırmak, sırtını sıvazlamak, motive etmek ve olanı olduğu gibi kabul edebilme cesaretini pekiştirmektir.

Öz şefkat, zor zamanlarımızda, hata yaptığımız durumlarda, sıkıntı yaşadığımızda ya da zayıf anlarımızda kendimize karşı duygusal anlamda destekleyici ve anlayışlı olmamızı içerir. Kendimize karşı duyarlı olmak, sevdiklerimiz zor zamanlardan geçerken onlara gösterdiğimiz ilgi, destek ve nezaketin benzerini gerektiğinde kendimize de gösterebilmektir.
Öz şefkat, hayatın zorluklarıyla baş ederken en güçlü öz kaynaklarımızdan biridir.

Öz şefkat konusunun karşıma çıkışı 15 sene önceye dayanıyor. Bağışıklık sistemimin çökmesi belki o gün bilinmiyordu ama bugün bilinen adıyla tükenmişlik sendromu dedikleri alana çok yaklaştığımda oldu. O zaman faltaşı gibi açılan gözlerimi ve dikkatimi, kendimi ne kadar unutmuş olabileceğim olgusuna yönelttim ve gördüm ki ruhsal zindeliğim yerlerde, kendi öz bakım kutum boşalmış. İşte o zaman başladığım arayışlarımda kendimle bağlantıda olma, özümle buluşma seanslarıma başladım.
Öz şefkat konusunu mükemmel olarak hallettim mi? Tabii ki hayır! Evet, farkındalığım çok yüksek… Evet, metodları biliyorum, bardağımın boşaldığını anladığımda dolduruyorum. 5 senedir de düzenli meditasyon, mindfulness pratiklerimi yapıyorum. Kurumsal ve girişimcilik hayatımda gördüm ki; aslında elimizin altında hep bir alet çantası olmalı, bunun içinde bize hem ilk yardım yapacak hem performansımızı artıracak hem sağlımızı destekleyecek araçlara yer açmalıyız. Bunlardan biri düzenli spor olabilir, (muhakkak) mindfulness olabilir ve hayat yolunda koşar adımlarla ilerlerken tökezlediğimizde veya düştüğümüzde bizle birlikte olacak öz şefkat olabilir.

İçinde bulunduğum pek çok topluluk, sosyologlar, 2019-2020 senesinde çokça öz bakım ve öz şefkat kavramdan bahsettiler, bahsediyorlar. Nedenini anlamak çok zor olmalalı. Çünkü içinde bulunduğumuz kıyaslama dünyasında, bardağımızın hep boş tarafına odaklanıyoruz. Dolayısıyla derdimiz hep onu doldurmak… Evet, bu yanlış değil ama bunu nasıl yaptığımız önemli… Nezaket ve sevgiyle doldurmak mı yoksa kıskançlık, öfke, üzüntü, yetersizlik duyguları ile mi?

Öz şefkat, duygusal dayanıklılığın en önemli parçası. İçinden geçtiğimiz salgın sürecinde hiç planlamadığımız şartlarda bulduk kendimizi. Belki bu sürece uyum sağladık belki sağlamadık, özgürlüğümüzün kısıtlanması hoşumuza gitmedi, performansımız düştü, kendimizi bulanık sularda gezinirken bulduk, kendimizden hoşnut olmadık, ilişkilerimizde hatalar yaptık, endişe duyduk, kaygı duyduk, öfke ve üzüntü üzerimizden elini çekmedi. İşte, bunun gibi süreçlerde yanımızda kimseler yokken, en önemli dost eli kendimizin ve bunun adı öz şefkat…

Kendine Dost Ol!
Kısaca,zor zamanlarda kendinizin dostu olmanız öz şefkatin kısa tanımı.
Düşmanıysanız o zamanlarda şunları söylüyorsunuz: yeteri kadar iyi değildin! Yine kendine hakim olamadın! Her şeyi mahvettin! Yavaşsın, hatalısın…
Dost ne diyebilir? Olabilir. Dünyanın sonu değil, daha iyisi için çabalayabilirim.
Bir Afrika atasözü der ki: “İçinde düşman yoksa, dışarıdakiler seni incitemez.”

Öz şefkatin karşısında yer alan, gelişmesini çiçek açmasını engelleyen bir kavram var o da öz eleştiri. İçimizdeki eleştiren sesin görevi nedir? O ses aslen susmaz bazılarımız buna çok kulak verir, bazılarımız duymamazlıktan gelir. Aslında iki uç da bizi dengeye getirmez. Öz eleştirinin kötü niyeti yoktur, aslen bizi güvende tutmaya çalışır ama bizi limitler, başarısızlıktan korkup en iyi performansımızı göstermemize engel olur. Dozu kaçtığında ise kendimize karşı olan güvenimizi tırtıklar.

Bu biraz da çocukluğumuzdan, ebeveynlerimizin ve içinde bulunduğumuz sosyal çevrelerin bize öğrettiklerinden kaynaklı. Saçmalama, aptal olma, herkes ne der, hata yapma, öyle giyinme, dik dur vs. vs. İlk iki sene çocuklarımıza nasıl yürüyüp konuşacaklarını öğretiyoruz, diger 2 sene neden susmaları ve oturmaları gerektiğini. Aslen ebeveyn eleştirel bakışını maalesef derinden benimsiyoruz. Şimdi soru şu, peki tamam bu değişmeyecek ve onlar da bildiklerinin yani kendi bilinç düzeylerinin en iyisini yaptılarsa benim kendime, yaptıklarıma, davranışlarıma, yeteneklerime karşı bakış açım değişebilir mi?

Kendini Yerden Kaldır!
Özellikle son yirmi yılda yapılan bilimsel çalışmalar kendisiyle anlayışlı ve şefkatli bir diyalog geliştirebilenlerin, endişe, depresyon, stres, gelecek ve geçmiş kaygısı, mükemmeliyetçilik, utanç seviyesinde azalma; öte yandan hayattan tatmin duyma, mutluluk, sosyal bağlılık, özgüven, iyimserlik, merak ve şükran duygularında artma olduğunu ortaya koyuyor.

Zorluk geldiğinde, kendi kendimize dost eli uzatmak, yerden kaldırmak, kaldırmadan önce oradaki duygumuzu anlamak çok değerli.
Bir şeyle karışmasın, kendimize acımak değil, toplumdan kendimizi soyutlamak demek, acımak, kendimizden uzaklaşmak değil, kibirli tarafımızdan kendimize bakmak hiç değil.

Kendine dışarıdan bakmak evet risklidir, cesaret gerektirir ama bizi çok da ileriye taşır.
Sevgi için kaynağın kendimiz olduğunu keşfetmek bu hayattaki en önemli misyonumuz olmalı

Eric Fromm der ki; “İnsanın kendini dışarıda bıraktığı hiç bir sevgi kuramı erdem olamaz.”

Sibel YÜCESAN