İyi ki varsın Audrey ve iyi ki varsın Fahriye!

Netflix dizisi olan The Letdown'daki Audrey'den bahsediyorum. Benim gibi senin gibi olan Aud'dan. Audrey yeni anne olmuş bir dizi karakteri. Mükemmellikten uzak, kendi gibi olmaya çalışan, hayatının yeni evresine geçmenin şaşkınlığını yaşayan ''Allah'ım benim burada ne işim var?'' diye düşünenlerin ekran yansıması. Onu izledikçe “Oh iyi ki varsın Aud!” diyorum. Eminim izleyen birçok kişi de bunu söylüyordur.  Diziden kısaca bahsedeyim: ''Yeni anne olan Audrey oldukça zor zamanlar geçirir. Audrey, teoride basit olacağını düşündüğü anneliğin uygulamada pek de kolay olmadığını görür. Üstelik kariyerine odaklanmış kocası ve takıntılı annesi işleri daha da güçleştirir. Audrey, çareyi kendisi gibi yeni ebeveyn olmuş ve bununla başa çıkmakta zorlanan insanların olduğu bir ebeveyn destek gurubuna katılmakta bulur.''* 

Dizinin ilk bölümünde Audrey, bebeğini uyutmak için arabayla dolaştırmaya çıkıyor ve bebeği uyuduktan sonra arabayı bir kenara park ediyor. Fırsat bu fırsat o da uyuyor. Tanıdık geldi mi? Yeni başladığı ebeveynlik destek grubuna giderken bebeğini ana kucağında kendisiyle beraber zanneden Aud, sınıfa girdiğinde göğsündeki kangurunun boş olduğunu fark ediyor ve uçarcasına arabanın yanında duran pusetteki bebeğine koşuyor. Bu tanıdık geldi mi? Gruptaki herkesin doğum hikayesinden bahsedilmesi isteniyor. Gruptaki normal doğum yapan kadınlar rahatlıkla doğumlarını anlatırken sezaryenle doğum yapmış Aud ve Ester çekinerek, konuyu hızla geçiştirmeye çalışıyorlar çünkü yargılanmaktan korkuyorlar. Hem de grupta ''yargılamak yok'' ikazı sürekli tekrar edildiği halde. Bu tanıdık geldi mi? Bana çok tanıdık geldi açıkçası.

Böyle hayatın gerçek yanlarını olduğu gibi anlatan dizilere çok ihtiyacımız var. Mesela sosyal medyada herkes harika ve mutlu bir hayat yaşıyor. Sağımız solumuz mükemmel anne. En organik ve sağlıklı beslenen, çocuğunu yurt dışından getirdiği doğal, katkısız oyuncaklarla büyüten, pahalı ve yine doğal kıyafetlerden başka kıyafet giydirmeyen, sürekli İngilizce konuşan, pedagog/psikolog desteği olmadan çocuklarını büyütemeyen annelerle dolu. (Tabii ki ihtiyaç duyulduğunda uzmanlardan destek alınmalı bunu kastetmiyorum.) Yani ekranda herkes çok harika görünüyor. Doğal olarak kendinize bakıyorsunuz. Bakmamak elde değil çünkü! “Ben bunlardan onda birini anca çocuğuma yapabiliyorum. Sorun bende mi? Yoksa yetersiz bir anne miyim?” Başlıyor vicdan azabı. Sonra Audrey'i görüyorsunuz. Evet, bir dizi karakteri ama çok gerçek. Sensin, benim. Elinden geleni yapmaya çalıyor o da. Aynı senin gibi. O da özeniyor “mükemmellere.” Deniyor da öyle olmayı ama kendisine uymadığını fark ediyor. Çalışma hayatına geri dönmek istiyor. Eşinden, annesinden yardım bekliyor. Hayatta var olmak istiyor. Bütün kadınlar gibi. Ya da yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyor. Çocuğuna iki saat de olsa bakacak birini arıyor. Çünkü sosyalleşmek, dışarıda bir şeyler içmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyor. Bunları yaparken de çocuğunu başkasıyla yalnız bıraktığı için vicdan azabı yaşıyor. Lakin bu 2 saatlik özgürlük onu çok iyi hissettiriyor. Aynı senin hissettiğin gibi. Vicdan azabı ve özgürlük duygusu. İkisi bir arada bir nevi arafta kalmak. 

Doğumdan sonra aldığı kilolara bakıyor Aud. Eski pantolonlarına zor giriyor ama pijamayla da devam ediyor hayatına. Bunu çok büyük bir problem haline getirmiyor. Belki ünlü olmadığı içindir. Mesela Fahriye Evcen'de yeni doğum yaptı ve kilolarıyla gündemde. Aaa Fahriye Evcen o aldığınız kiloları doğumda hemen geri veremediniz mi siz? Biz “mükemmeller” hemen veriyoruz, eski fit 32 beden görüntümüze yeniden kavuşuyoruz, hem de bol bol sütle! Sevgili Fahriye Evcen kimse sizin gece gündüz bebeğinizle nasıl ilgilendiğinizi, onu uyutmak için uykusuz kaldığınız saatleri, sütünüz olsun diye yedikleriniz ve içtiklerinizi, bebeğinizi rahat ettirmek için elinizden ne geliyorsa yaptığınızı, yapamadıklarınız için duyduğunuz vicdan azabını, fedakârlıkları kimse konuşmayacaktır. Varsa yoksa fiziksel görüntünüz konuşulacaktır! Çünkü bu zamanda her şey görüntüden ibaret! Arka planda yaşananların ön plana çıkma gibi bir durumu pek olmuyor ne yazık ki! Ama kafanıza takmayın, her şey gelip geçiyor.

Sevgili Fahriye, Audrey'i izlemenizi tavsiye ederim eğer izlemediyseniz. Aynı ben gibi, siz gibi. Kendinizden birçok şey bulacaksınız. İzledikçe yer yer ağlayacak yer yer kahkaha atacaksınız. “Ahh Aud sen de mi bunları yaşadın, aynı ben gibisin” diyeceksiniz. Çocuk yapmayı düşünenler, ya da çocuklu hayat nasılmış diyenler size de tavsiye ederim. Ve son olarak iyi ki varsın Audrey ve onun gibi olan kadınlar, iyi ki varsınız Fahriye Evcen.

*Bu paragraf beyazperde.com 'dan alınmıştır.