Çocuğum kreşe gitmek zorunda mı?

Hepimiz çocuklarımızı bilinçli yetiştirmek isteriz. Araştırırız, öğreniriz, öğrendiklerimizi uygulamaya çalışırız. Çocuğumuzun ilk yıllarında anne baba olarak başroldeyizdir. Fakat bir süre sonra onların gelişiminde yetersiz kaldığımızı hissederiz. Haliyle endişeleniriz, tedirgin oluruz ve arayış içine gireriz. Aklımıza ilk gelen yer okul olur. Kime sorsam çocuğunun okula başlama sürecinin çok büyük bir stres olduğunu söylüyor. Bir nevi haklılar. Çünkü çocuğun ebeveynlerinden ayrı, dış dünyayla iç içe olduğu ilk yer okul. Bu yüzden bu süreci doğru yönetmek çok önemli. Psikolog Emre Alıcı, okul öncesi öğretimin çocukların sosyal ve duygusal gelişimleri için çok yararlı olduğunu söylüyor. Ve evet, başlıkta sorduğum gibi her çocuğun şartlar uygunsa okul öncesi kurumlara gitmesini tavsiye ediyor.   

Okul dışarıdaki dünyanın ilk temsilini oluşturuyor. Bu ortama adım atan çocuklar haliyle duygusal olarak değişime uğruyorlar. Alıcı, duygu dünyası değişen çocukların hislerini şöyle anlatıyor: ”Çocuklar okula başladıklarında kendi dünyalarında çok önemli bir değişimin içine girerler. Konfor alanlarından çıkıp yeni bir ortama adım atıyorlar ve haliyle biraz şaşkın, tedirgin hissedip, güven arayışı içinde olabiliyorlar.” Böyle hissetmeleri normalmiş. Peki hangi durumlarda çocuğu kreşten almak lazım, kreş seçerken nelere dikkat etmeli?, Montessori, Waldorf, Reggio Emilia hangisi çocuğuma daha uygun? Yoksa hiçbiri mi? Çocuğumun kreşe başlamasına hazır mıyım? Sorular bitmez ama cevaplar Psikolog Emre Alıcı ile konuşmamızda.

\"\"


1- Okul öncesi eğitim çocuklar için neden önemli?

Çocukların doğumlarından sonra içinde bulundukları ilk sosyal ortam “ev” ve ilişkide bulundukları ilk bireyler “ebeveynleri.” Yaşamlarının ilk yıllarında ebeveynlerinin yanında diğer yetişkinlerle ve başka çocuklarla oyun alanları, parklar gibi sosyal ortamlarda bulunsalar da okul öncesi bir kurum çocukların dünya ile kendi başlarına kurdukları ilk temasın yaşandığı alan. Evin dışında diğer insanlarla, yaşıtlarıyla nasıl bir arada yaşanabileceğini ve “kendilerini” grup içinde var etmenin ilk adımlarını burada öğrenmeye başlıyorlar. Bu nedenle okul öncesi kurumların özellikle çocukların “sosyal-duygusal” gelişimlerini destekler şekilde kurgulanmasını pedagojik açıdan önemli görüyorum.


2- Peki çocuğun kreşe hazır olduğunu nasıl anlarız?

İlk iki yıl ebeveynlerle çocuk arasında çok özel bir bağ kuruluyor. Henüz kendi benliğinin tam farkında olmayan çocuk, dış dünyayı ve kendisini ebeveyni ile kurduğu ilişki üzerinden anlıyor. 2 yaşından sonra çocuklar kendi öz benliklerinin daha çok farkına varmaya başlıyor. Bu evrede özellikle anne ile çocuk birbirinden ayrı kalmakta fazlasıyla zorlanıyorsa, oyuncaklarıyla yalnız başına birkaç dakika bile oynamakta zorluk çekiyorsa, oyun oynarken anneyi ya da babayı yanında istiyorsa ve başkalarıyla iletişim başlatması gerektiği durumlarda bu iletişimi mutlaka ebeveyninin başlatmasını istiyorsa, 3-4 yaşları arasında 2.5 yaş döneminin inatlaşma vb. krizlerini yoğun olarak yaşamaya devam ediyorsa, yumuşak bir geçişle ev dışındaki ortamlarda yeni ilişkiler kurmaya başlamasının faydası olabiliyor.

3- Bu durumda kreşe başlama yaşı kaç olmalı?

Okul öncesi eğitim kurumlarına başlamak için araştırmalara ve dünyadaki genel pedagojik ilkelere baktığımızda artık 5-6 yaş için geç diyebiliriz. Bunun yanında ebeveyn ile çocuk arasındaki bağlanmanın temellerinin oluştuğu 2-2,5 yaş için de erken diyebiliriz. 36 ayını tamamlamış ve ebeveynleri ile iletişim ve ilişkisini belli bir düzeyde oluşturmuş bir çocuk için evden ve ebeveynlerinden günün belli zaman dilimlerinde “ayrışma” deneyiminin de yaşanması için okul öncesi kuruma başlama alıştırmaları yapılabilir.

\"\"

4- Okul öncesi eğitimde benimsenen pek çok farklı felsefi yaklaşım var. Montessori, Waldorf, Reggio Emilia en temel yaklaşımlar. Kreş seçerken neye göre seçmekte fayda var?

Çocuklarımız için okul öncesi kurum seçerken okullar arasında belli bir standardın olmadığını rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Bazı okullar akademik, zihinsel gelişimi daha çok ön plana alıp, okul öncesi dönemi ilkokula bilişsel hazırlık dönemi olarak görebiliyor. Bazı okullar ise bilişsel gelişimden daha çok sosyal faaliyetleri, oyun saatlerini daha ön plana alabiliyor. Çocuklara duygularını tanıyabilecekleri, ifade edebilecekleri, duygularını sadece sözle değil oyunla, renklerle, şekillerle dışa vurabilecekleri ortamların sağlandığı okul ortamları çok önemli. Çocukların doğal oyunsu davranışlarını destekleyen hem içlerinden geldiği gibi davranabildikleri hem de temel bazı sınırların edinildiği (sıra alma, kurallı grup oyunu oynayabilme v.b. gibi) okul yaklaşımlarının çocukların gelişimlerini destekler nitelikte olduğu söylenebilir. Her okul öncesi kurumun kendi dinamiği, atmosferi ve benimsediği bir eğitim felsefesi vardır. Olmalı da. Önemli olan okulların benimsedikleri pedagojik yaklaşım tarzlarının ve ilkelerinin güncel bilimsel verilere dayalı olması. 0-6 yaş arasındaki gelişimi her açıdan destekleyen bilimsel gelişmelerin ve pedagojik ilkelerin öğretmenler ve okul yönetimleri tarafından takip edilmesi, bu gelişmelerin öğretmenler tarafından bilinmesi ve tartışılması gerekiyor.


Örneğin ilk 36 ayda bebekler beyin gelişimlerinin yüzde doksanını tamamlıyor. Bu 36 ay içerisinde üst düzey ekonomik seviyedeki aileler çocukları ebeveynlerinden 45 milyon kelime duyarken, alt seviye ekonomik düzeydeki ailelerde bu sayı 15 milyon. Aradaki 30 milyon kelime farkı bütün eğitim yaşamındaki başarı oranını etkiliyor. Bu araştırma verisini bilen bir okul ve öğretmenin 3 yaşını tamamlamamış ya da yeni tamamlamış çocukların ebeveynlerine “çocukla beraber kitap okuma” kavramını anlatması işte o okulu iyi bir okul yapar.


5- Kreşe karar verdik ve okulun ilk günü geldi. Çocuk psikolojik olarak ilk gün kendi nasıl hisseder?

Şöyle düşünün. Bir sabah bir uyanıyorsunuz ve kendinizi dilini ve insanlarını hiç bilmediğiniz bir ülkede uyanmış buluyorsunuz. Uyandığınız o sabah sizden sadece sokak tabelalarını takip ederek işe gitmeniz, iş yerini bulmanız ve hatta bir iki hafta içinde o iş yerinde iyi de bir performans göstermeniz isteniyor. İyi de siz henüz üzerinizdeki şaşkınlığı atamadınız, şöyle bir sakince sokakları, insanları gözlemleyerek “burası nasıl bir yer, güvende miyim, burada kendi başıma ne yapabilirim ya da yapamam” bunları gözlemek ve anlamak istiyorsunuz. Çocuklar okul öncesi kurumlara başladıklarında kendilerini hemen hemen böyle hissediyorlar. Bunu böyle biraz abartılı gelebilecek bir örnekle anlatıyorum çünkü ebeveynler çocuklar okula başladıklarında onların tepkilerini ve duygularını anlamaya çalışırken kendi yetişkin bakış açısından durumu değerlendiriyorlar. Oysa çocuklar o sırada kendi dünyalarında çok önemli bir değişimin içindeler. Konfor alanlarından çıkıp yeni bir ortama giriyorlar ve biraz şaşkın, tedirgin hissedip ve güven arayışı içinde olabilirler.

\"\"


6- Bazı çocuklar aileden ayrı kaldığı için ağlama, şiddet ya da suskunluk sürecine giriyor...

Aynen dediğiniz gibi çocuklar kendilerini zorlayan durumlarla baş etmeye çalışırken öfke ve dürtü kontrolünde zorlanma yaşayıp ya çok hareketli, dışa dönük davranabiliyorlar ya da çok içlerine kapanıp, sessizleşip, ağlayabiliyorlar. İki tepki çeşidi de aslında çocukların yeni duruma ilişkin uyum çabalarını içeriyor. Okul öncesi dönemde okula alışma evresinde öncelikle çocukların sınıfa girmeden önce anne-babadan ayrılma anının çok zorlayıcı, çocuğu duygusal açıdan örseleyici şekilde katı bir tutumu içermemesi çok önemli. Her çocuğun ebeveyni olmadan kendini güvende hissetme duygusu aynı olmayabiliyor. Bu nedenle çocuklar okulun ilk günlerinde anne ve babalarından ayrılma anında yoğun ve karmaşık duygular yaşayabilirler. Bununla birlikte bu yoğun ve karmaşık duyguları anne-babalar da aynı derecede yaşıyor olabilir. Özellikle yaşamın ilk iki yılında anne ve çocuk arasında öyle bir bağ kurulabiliyor ki kendi benliğinin tam anlamıyla farkında olmayan çocuk kendisini annenin fiziki bir devamı olarak algılayabiliyor. Bunun devamı olarak anneler de gün içinde çocuklarından ayrı kalmakta zorlanıyorlar. Fakat sağlıklı bir bağlanma ilişkisinin içinde “ayrışma ve özerkleşme” deneyimleri de çok önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle evet bu ayrışma anlarını çok katı tutmamak gerekiyor ama bunu yeşilcam filmlerindeki acıklı vedalaşma sahnelerine de benzetmesek iyi olabilir.

7- Bu durumda çocuğu kreş fikrine ve kreşe nasıl alıştırmalıyız?

Çocuk ebeveyninden kendisi yanında olmadığında neler yaşayacağına dair kısa bir açıklama duymak isteyebilir, bu onu rahatlatabilir. Çocukların soyut düşünme becerileri henüz gelişmediğinden somut bilgilere ve açıklamalara ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle sabah okula geldiğinde gün içerisindeki yaklaşımınızı bir defa kısa ve öz cümlelerle açıklamak yararlı olacaktır: “Öğretmen ve arkadaşlarınla birlikte sınıfına gir ve oyunlara katıl lütfen, ben de okulda olacağım. Bahçedeki oyun saatlerinde (ya da yemek saatinde) seni göreceğim.“ v.b. gibi. Çocuk anne babasının tekrar geleceğine inanmaya başladığında, ayrı kalmaya ilişkin protestolarından vazgeçer.


8- Her şeyi denedik ama çocuk yine de kreşe gitmek istemiyor. Hangi durumda çocuğu okuldan almak gerek?

Çocuklar okula başlamak için pek çok açıdan hazır olsa da duygusal açıdan hazır olamayabilirler. Bilinmeyene duyulan korku, evden ve ebeveynlerden ayrılık endişesi çocuğun gelişiminde beklenen normal aşamalardır. Gün içerisinde anne ve babaların okul içinde kalıp gerektiğinde çocuklarına destek vermek istemeleri olağan ve anlaşılabilir bir durumdur. Fakat çocukların bağımsızlıklarını destekleyebilmek ve okul uyumunu hızlandırabilmek için bu durumun süresi iyi ayarlanmalıdır. Bu süre çocuktan çocuğa değişebilmekle birlikte ideal olarak 4-5 yaş için ve 3-4 yaş için en fazla bir haftayı, 2-3 yaş grubu için ise en fazla iki haftayı geçmemelidir. Bu süre fazlasıyla aşılmış ise çocuk ya da ebeveyn duygusal açıdan hazır değilse, ciddi duygusal krizler yaşanıyorsa, çocuğa yetersizlik hissettirmeden kısa bir açıklama ile süreç aşamalı olarak sonlandırılabilir.