Veremle Savaş Haftasına Özel; Serkan Tatar’ın konuğu Dr. Ali Metin Görgüner

Veremle Savaş Haftasına Özel;  Serkan Tatar’ın konuğu Dr. Ali Metin Görgüner

 

ST: Öncelikle zaman ayırıp bizleri bilgilendirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Nasılsınız? Kendinizden ve uzmanlık alanlarınızdan bahseder misiniz okurlarımıza? 

 

Ben de bana bu anlamlı haftada okuyucularımızı bilgilendirme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Ben 1986 İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum. Uzmanlık eğitimimi ise Sağlık Bakanlığı Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tamamladım. Bu hastanede özellikle verem hastalığı ve hastaları ile ilgili oldukça fazla deneyimim oldu ve bunun 28 yıllık Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz uzmanlığım süresince çok yararını gördüm. Akademik kariyerimi zorunlu hizmet nedeni ile gittiğim Erzurum’da 1994 – 2013 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’nda yaptım. 2002 yılında Profesörlük kadrosu aldım. 2013-2015 arası Sağlık Bakanlığı Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde eğitim sorumlusu olarak görev yaptıktan sonra 2015 yılından bu güne kadar Özel Emsey Hastanesinde çalışmaktayım.

 

ST: Bu hafta Veremle Savaş haftası, Teknoloji ve Tıbbın son derece ilerlediği bir yüzyılda halen verem varlığını sürdürüyor ve insanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri halen, Bu konuda düşünceleriniz neler? 

 

Günümüzde verem hala önemli bir sorundur. Dünya nüfusunun üçte birinin verem mikrobuyla karşılaştığı bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, 2013 yılında 9 milyon yeni verem hastasının ortaya çıktığını bildirmiştir. Bunlardan 1,5 milyonu ölmüştür. Yani günümüzde her gün yaklaşık 4000 kişi verem hastalığından ölmeye devam etmektedir. Dünyada verem en çok Güney-Doğu Asya ve Sahra Güneyi Afrika'da bulunmaktadır. Hindistan, Çin ve Endonezya'da dünyadaki hastaların yarısı bulunmaktadır. Türkiye’de hasta sayımız giderek azalmaktadır. Nüfus artışı da dikkate alınırsa, verem savaşının başarılı olduğu görülmektedir. Bu başarıda, yüksek olgu bulma hızı, %90’ları geçen tedavi başarı oranları, temaslı muayenesi ve koruyucu tedavi uygulamaları ile verem savaşı dispanserlerinin rolü büyüktür. Türkiye’de 12-15 milyon kişinin enfekte olduğu, yani vücutlarında henüz hastalık oluşturmamış, uyur durumda verem mikrobunu taşıdığı tahmin edilmektedir. Bu insanların yaklaşık yüzde onu yaşamlarının bir döneminde verem hastası olacaklardır.

 

ST: Verem hastalığı   ''Eski ismiyle ince hastalık''   tam olarak nedir? 

 

Verem, “Mycobacterium tuberculosis” adı verilen bir mikrop aracılığı ile oluşan bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık bulaşıcı verem hastalığı olan bir kişinin, öksürmesi, aksırması, konuşması sonucu havaya yayılan mikropların solunum yolu ile alınması sonucu oluşur. Her verem hastası bulaştırıcı olmadığı gibi, verem mikrobunu alan her kişi de verem hastası olmayabilir. Bu mikrop hastalık yapmadan insan vücudunda yıllarca kalabilir ve ne zaman ki vücut direnci bir şekilde düşer, o zaman hastalık ortaya çıkabilir. Mikropla karşılaştıktan sonra ilk 2 yıl içinde hastalık gelişme riski daha fazladır. Mikrop öncelikle akciğerlerde hastalık oluşturmakla birlikte, akciğer zarı, lenf bezleri, beyin zarı, böbrekler, sindirim sistemi, omurga gibi diğer organlarda da hastalık yapabilmektedir.

 

ST: Hastalığın belirtileri nasıl başlar en sık hangi yaş grubunun dikkat etmesi gereklidir?

 

Verem en çok akciğerlerde görüldüğünden belirtilerinin önemli bir kısmı da akciğerlerle ilgilidir. 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye cevap vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı yakınmaları olabilir. Hastalığı ilerlemiş vakalarda bazen bu belirtilerin çoğu görülebildiği gibi, bazen de hastalığın erken dönemlerinde çok az belirti görülebilir. Bu yakınmalar genellikle hafif başlayıp yavaş ilerlediğinden pek çok hasta doktora başvurmakta gecikmektedir. Veremin erken tanısı için 2-3 haftadan uzun süre öksürüğü olan kişilerin en kısa sürede bir göğüs hastalıkları polikliniğine veya verem savaşı dispanserine başvurmaları gerekir. Hastalıkta en çok dikkat etmesi gereken yaş grupları, bebekler ve özellikle 5 yaş altı olmak üzere çocuklar ile yaşlılardır.

 

 

 

ST: Ülkemizde bildiğimiz kadarı ile  verem aşısı  22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlandı. Verem aşısı ile ilgili bizleri bilgilendirir misiniz bizleri. 

 

Kişisel korunmada yıllardan beri bilinen yöntem BCG aşısıdır. BCG aşısı erişkinde gelişecek hastalığı engellemekten daha ziyade veremin ağır seyreden ve ölümcül olabilen şekillerine karşı koruma sağlamaktadır. BCG aşısı, özellikle çocuklarda görülen, kanla yayılan ve beyin zarını tutarak menenjite yol açan durumlara karşı koruyucudur. Ülkemizde BCG aşısı hayat boyu sadece bir kez uygulanmaktadır. Aşı takviminde doğumdan sonra ikinci ayını bitiren bebeklere yapılmaktadır.

 

ST: Veremin tedavi süresinden bahseder misiniz ve korunmak için nelere dikkat etmeliyiz? 

 

Verem mikrobu diğer mikroplara nazaran çok daha yavaş çoğaldığı için ilaçların uzun süre ve düzenli kullanılması önemlidir. Toplam tedavi süresi en az 6 aydır. Hasta ilaçlarını düzenli kullanmazsa mikroplar ilaçlara karşı direnç geliştirir. Dirençli verem dediğimiz bu hastalık tipinde ise tedavi çok daha zordur; çok sayıda ilacın 18-24 ay kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle ilaçların sağlık personeli veya sorumlu bir kişi tarafından hastaya içirilmesi en etkili tedavi yöntemidir. Böylece hastaların ilaçların aksatmadan düzenli alması sağlanmış olur. Bu yöntem “Doğruda Gözetimli Tedavi” olarak tanımlanır. Ülkemizde verem tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar yıllardan beri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaşı Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz dağıtılmaktadır.

 

Hastalıktan korunmanın en etkili yolu bulaştırıcı hastalara hızla tanı konulup uygun tedavinin başlanmasıdır. Günümüzde kullandığımız ilaçlar çok güçlüdür. Uygun tedaviye başlandıktan 2-3 gün sonra basil sayısı hızla azalır ve 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük oranda ortadan kalkar. Bu nedenle hastalara hızlı tanı koyup tedavi başlamak toplumu hastalıktan korumanın en etkili, en hızlı, en kolay ve en ucuz yoludur.

Bazı özel durumlarda; bağışıklığı baskılanmış kişilere, mikrop çıkaran hasta ile aynı evde yaşayanlara, yakın zamanda enfekte olanlara ve özellikle enfekte çocuklara hasta olmamaları için koruyucu ilaç tedavisi verilir. Koruyucu tedavide kullanılan ilaç genellikle İzoniyazid’dir. Koruyucu tedavi süresi genellikle 6 aydır.

 

ST: Okurlarımızın merak ettiği bir soruyu paylaşmak istiyorum sizinle.  Her Tüberküloz hastası mikrobu bulaştırır mı? 

 

Her verem hastası mikrobu bulaştırmaz. Bulaştırıcılığı en yüksek hastalar çoğu kere yeni tanı almış, direkt balgam incelemesinde verem mikrobu saptanmış, henüz tedavisine başlanmamış, gırtlak veremi ya da akciğerin içinde kavite adı verilen yaraların çok olduğu, sık öksüren kişilerdir.

 

ST: Kimler Tüberküloz açısından risk altındadır?

 

Şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı, kanser, HIV pozitif AIDS, organ nakli gibi vücut direncini düşüren hastalıklara sahip kişiler, ağır beslenme bozukluğu olanlar, özellikle kortizon başta olmak üzere uzun süreli bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullananlar, düzenli tedavi almamış eski verem hastaları, verem mikrobu ile son 2 yıl içinde karşılaşanlar, bebekler ve çocuklar ile yaşlılar Tüberküloz açısından risk altındadır.

 

 

ST: Son olarak kadinim.com okurlarına öneri ve tavsiyeleriniz nelerdir? 

 

Verem utanılacak, saklanılacak bir hastalık değildir. Bundan yaklaşık elli yıl önce, ilaç tedavisi yokken genellikle öldüren, ölmeyenleri de ciddi sakat bırakan bir hastalık olduğu için o dönemlerde korkutan ve utanılan bir hastalık olmuştur. Günümüzde erken tanı ve doğru tedavi ile hastalar tümüyle iyileşmektedir. Bu nedenle verem hastaları asla damgalanmamalıdır. Öte yandan sağlıklı kişiler de bedenlerinin kendilerine bir emanet olduğunu bilmeli ve bu emaneti sigara içmeyerek, her türlü zararlı maddeden uzak durarak, doğru beslenerek, yeterli uyuyarak, uygun egzersizleri yaparak iyi korumalıdır.

 

Milli Antrenör Boksör Oyuncu
Serkan TATAR