Küba Günlükleri -2

Küba Günlükleri -2

Dünyanın en renkli, en çok görülmek istenen ülkelerinden biri olan Küba seyahatimde pek çok anı birikti. Bu keyifli anılarımı sizlerle paylaşmaya devam ediyorum.

Eski Amerika Parlomento binasının önünde klasik Küba pozlarını yeterince çekindiğimize kanaat getirince, şehrin diğer caddelerini de dolaşmaya karar veriyoruz. Dün geceden maruz kaldığım jetlag gün ortasında hissettirmeye başlıyor kendini. Çok mu sıcak ya da çok mu nemli karar veremiyorum. Hava çok bunaltıcı. Parlomentonun çok yakınında bir caddede gölgelik bir alan buluyoruz. Parkın çimlerini sınırlandırmak için konulmuş alçak demirlerin üzerine oturuyoruz. Buradan manzara harikulade. Gölgede oturarak tüm renkli Küba güzelliklerini seyrediyoruz.

Çok geçmeden yanımıza gelen iri yarı siyah adam burada oturmamamız gerektiğini söylüyor. İçimizdeki Türklük hemen ortaya çıkıyor ve “Kendi ülkesi ya! Bize yasak koyuyor, işgüzar!” diye düşünecekken açıklıyor; 100 metre ileride iki Japon turiste yasak olan demir çitlere oturdukları için 50 CUC ceza kesildiğini, 20 metre ilerde bankların olduğunu ve orada da şehri izleyebileceğimizi söylüyor. Ufak bir utanma duygusuyla birlikte teşekkür ediyoruz ve siyah adamın sözünü dinliyoruz. Söylentiye göre, 3 milyon nüfuslu Havana’da 1 milyon polis var ve bunların birçoğu sivil polisler. Komünizmi korumak için mi yoksa genel güvenliği sağlamak için mi bilmem ama bu kadar çok polis olması saçma geliyor. Bizi uyaran iri yapılı arkadaşımız ile banklara doğru yürüyoruz. Tüm Kübalılar rahat kıyafetleri seçerken arkadaşımızın kumaş pantolon, uzun kollu mavi gömlek giymesi ve kravat takması dikkatimizden kaçmıyor. Ama sıcaktan ne gömleğinde ne de pantolonunda hiç ütü izi kalmamış. Başka bir şey daha dikkatimizden kaçmıyor. Yoldan geçenlerin birçoğu yeni arkadaşımızı “Hola Ángel!” (Merhaba Ángel) diye selamlıyor. Buralarda tanınan birisi diye düşünüyoruz.
Banklara oturunca koyu bir sohbet başlıyor. Birçok ülke vatandaşının aksine Kübalılar da Türkler gibi dillerini bilmedikleri ve iletişim kurmakta zorlandıkları turistlerle bile sohbet etmeye çalışıyorlar. Allahtan Ángel güzel İngilizce konuşuyor. Bizimle konuşurken de yoldan geçenlerle selamlaşmaya devam ediyor. Nereli olduğumuzu öğrenince, dünyanın diğer ucunda yaşayan bu siyah adamın Türkiye hakkında bildikleri neredeyse gözümü yaşartacak seviyede. Yunanistan ile olan problemlerimizden, Kürt sorununa; Avrupa Birliği tarafından oyalanmamızdan, İstanbul’un fethine… Neredeyse bir Türk kadar ülkemizi biliyordu. Sıra ne iş yaptığımızı konuşmaya gelince Angel’in İngilizce öğretmeni olduğunu öğreniyoruz. Ama okulda değil televizyonda çalışıyor. Küba devlet televizyonunda bizdeki açıköğretim benzeri bir kanalda öğretmenlik yapıyor. Ülkede birkaç kanal olduğu için herkes Ángel’i tanıyor. Sebebini anlayıp gülümsüyoruz. Ángel hiç evlenmediğini, iki farklı kadından çocuğu olduğunu anlatıyor.

Ülkede evlilik çok yaygın değil. Önce çok şaşırıyoruz ama Ángel anlattıkça şaşkınlık yerini bir miktar üzüntüye bırakıyor. Evliliğin yaygın olmaması ve tek eşliliğin de yaygın olmaması kendi tercihleridir ancak çocukların tüm sorumluluğunun anne ve devlet tarafında olması bizi üzüyor. Bir bebek için elzem olan ebeveyn annedir ama baba sevgisinin ve güvende hissetme duygusunun bizlere yaşattığı konfor alanı için de babalarımızın kıymetini anlıyoruz. Oturduğumuz parkın yakınında bir evde 3 arkadaşı ile yaşadığını söyleyip bizi evine davet ediyor. Kısa bir düşünmenin ardından Ángel bize ilginç ve zararsız görünüyor. Bu nedenle davetini kabul edip onunla evine doğru ilerliyoruz.

Yıkık dökük, boyasız eski bir binanın ikinci katına doğru merdivenleri tırmanıyoruz. Binanın ortası yine İspanyol mimarisi etkisiyle mutfak ve banyonun açıldığı kare bir boşlukla tasarlanmış. Eve girdiğimizde Ángel’in üç kız arkadaşı ile yaşadığını anlıyoruz. Aslında bu üç genç kız Havana’dan başka şehirlerde yaşıyorlarmış ve daha konforlu bir yaşam için yasal olmayan yollardan Havana’ya gelmişler. Tam öğle yemeği saatine denk geliyoruz ve bizi de sofraya davet ediyorlar. Yemekte çiğ lahana var! Beyaz, ince uzun doğranmış, Karadenizlilerin “kelem” dediği beyaz lahana. Şaşkınlığımızı gizlemeye çalışıyoruz. Öğle yemeğinde etsiz bir yemek tercih etmeyen erkek nesli; tavuklu, peynirli, kinoalı salatalarla beslenen kadın neslinin olduğu bir ülkeden gelen biz yabancılar için anlaşılması gerçekten çok güç bir durum. Fakirliği tam Komünizme bağlayacakken burada kaçak olarak yaşadıkları için devletin gıda dağıtım ağından faydalanamadıklarını anlıyoruz. Aslında çok basit dünya nimetlerine ulaşmak için (telefon, renkli elbiseler) gerçek dünya nimetlerinden vazgeçmişler. Yemeğe katılıp katılamama konusunda küçük bir tereddüdün ardından, onları kırmamak adına, bir iki lokma alıyoruz (İtiraf etmeliyim ki lahana bile efsane!). Ángel’e teşekkür edip şehrin kalanını gezmek üzere ayrılıyoruz.

Akşam rehberimiz bir gece kulübüne gitmemizi öneriyor; “Casa De La Mucisa” (Müzik evi). Yeni dönem İspanyol dizi adlarına benzeyen bu gece kulübü, Kübalıların atalarından yadigâr kıvrak Salsa danslarını yaptıkları, neşeli ve hüzünlü ezgilerle üst düzey müzik dinledikleri bir mekan. Yerli ve turist herkes mekâna girebiliyor. Tabii yerel halk peso kullandığı için her şeyi turistlerden 24 kat ucuza alıyor. O gece şansımıza çok meşhur bir grup sahnede (ve ben yıllar sonra MTV’de bu grubu dinleyeceğim); Orishas. “Represent Cuba, El kilo, …” meşhur ve beğendiğim şarkılarından sadece birkaçı. Sahne performansları efsane. Latinlerin genel alışkanlığı her şarkı için, hepsinin bildiği ayrı bir dans var. Her şarkıda yüzlerce insan sanki aylarca 19 Mayıs gösterilerine çalışmışlar gibi aynı koreografi ile aynı hareketlerle dans ediyorlar. Bizler kenardan izlemekle yetiniyoruz. Tüm gece “mojito” içmeyi tercih ediyoruz. Beğendiğim şekerli içecekler sırasının başına bu egzotik içeceği yazıyorum. Tüm Küba’da harika Mojito yapıyorlar.

Uzun meyve suyu bardaklarına; önce taze nane sonra esmer şeker konuluyor. Nane ve şeker biraz eziliyor. Sonrasında 1/3 ölçek soda, biraz küçük limonlardan elde edilen limon suyu, 1/3 ölçek rom (tercihen Havana Club Rom, 3 veya 7 senelik) ve kalan boşluğa da bolca buz. Nanenin ferahlatıcı etkisini buzlar artırıyor ve ilk yudumda serinliyorsunuz. En son tadını aldığınız şeker ve rom boğazınızda hafif bir yanma etkisi bırakıyor.



Havana Club marka rom çok tanınmıyor. Yine Küba’dan kaçarak Miami’ye yerleşen “Bacardi” tüm dünyada daha çok tanınıyor ama orijinali değil. Küba’da her marketten 3 CUC karşılığında 3 ya da 7 yıllık Havana Club rom alabilirsiniz.

Yarın planımızda Karayip denizinde yüzmek ve tropik ağaçların arasında dinlenmek var...


Hüseyin Öztürk