Serkan Tatar | Banu Karakuş Röportajı

BANU KARAKUS RÖPORTAJ

 

Yıllardır  birbirinden değerli isimleri TRT FM de ağırlayan başarılı radyo programcısı Banu Karakuş bu hafta konuğumuz. 

ST: Nasılsınız? Radyo serüveni nasıl başladı sizin için? 

BK: Öncelikle bu çok keyifli ve nitelikli mecrada buluşmamızı sağladığınız için Size çok teşekkür ederim, ülkemiz ve dünyamız ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi olacağız bence.
Radyo serüvenime gelince, tamamen tesadüf...Çok sevdiğim bir TRT Fm Programcısına, nasıl olduysa konuk olmuştum. Sonrasında aynı programcı Bey, bak ne güzel bir uyum yakaladık, keşke sen de burada program yapabilsen dedi. Bunun üstünden tam üç ay geçmişti ki; işime giderken, bir anda Harbiye’deki kadîm TRT İstanbul Radyoevimiz’in önünde trafik kilitleniverdi. Uzunca bir süre orada beklemiş olmalıyız ki, gözüm binaya takılıkalmış vaziyette bin türlü şey geçti aklımdan, hayranı olduğum tüm Konservatuvar Hocalarım, Müzisyenler ve nice Sanatçılar bu binadan yetişmiş, bu binadan geçmişti...Tam trafik çözülmüştü ki, gözüme ömür boyu unutamayacağım bir detay takıldı. Radyoevinin kapısının üzerinde 6 Mayıs 1927 tarihi yazmaktaydı ve benim doğum günüm de 6 Mayıs’tı! Oradan uzaklaştığımızda, benim için bir milat olacak o mesajı almıştım. Bende artık bu binada olmalıydım. Öyle de oldu. Ertesi hafta program önerimi sundum ve lütfettiler, beni de bu çok özel Aileye kabul ettiler. Böylece 15 harika yılı geride bıraktık.

ST: Sizi daha yakından tanıyabilirmiyiz biraz kendinizden bahseder misiniz? 

BK: Aslında öyle çok heyecan verici bir öyküm yok..İlkokul yıllarımda bale ile başlayıp tiyatro ile devam eden Konservatuvar yıllarımı saymazsak tabii!Çünkü Yıldız Kenter’ler, Cüneyt Türel’ler, Ayla Algan’lar, Haldun Dormen’ler, Müşfik Kenter’ler, Halit Kıvanç’lar gibi nice duayen Hocalarımın tedrisatından geçmek daima tarif edilemez bir lükstür benim için..
Sonrasında Hukuk Fakültesi maceram ve bir anda ilk özel kanallardan birinde hafta içi beş gün yayın yapmaya başlamam...İlk TV Programım: “Dünya Döndükçe Banu Gezdikçe” adında aşırı keyifli bir absürt ülkeler belgeseliydi. Üç yıl boyunca, içlerinde Madagaskar, Nauru, Tonga, Çin ve Çuraçao Takımadalarının da yeraldığı bir dünya turuna çıkmıştım güya!..Güya diyorum, çünkü aslında tüm bölümler, İstanbul ve yakın çevresinde çekilmişti. Halen bir benzeri daha çekilmedi doğrusu. Çok inandırıcı ve çok eğlenceliydi. Herkes o uydurduğum dilleri bile gerçek sanıp ezberlemeye çalışıyordu. Örneğin, Yuşa Tepesi’ne yakın bir yerdeki kale kalıntılarının arasından programı açıyor,  etrafıma rica minnet gözlerini elleriyle çekik yapmaya ikna ettiğim beş-on semt sakinini alıyor, burası Kuala Lumpur, arkadaki beyler ise buranın yerel halkı...Her sabah çekik gözlerinin karakteristiği bozulmasın diye göz sporu yapıyorlar deyip sözü onlara bırakıyordum: “ tabii ezberlettiğim uydurma dilde konuşmaları şartıyla..”böyle şeyler işte.
Sonrasını pek çok tv programı ve sunuculuklarım izledi...Ve en nihayet Şişli Belediyesi’nde 4 yıl Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü yaptım, bu arada çevre ile ilgili dergilerinde  köşe yazarlığı, kendi alanımda eğitmenlik de yaptım...Bir çoğu hâlâ devam ediyor.

ST: Dünden bugüne radyoculukta neler değişti? Radyo dinleyicisinin nabzını nasıl tutuyorsunuz? 

BK: O kadar net ki yanıtı; ne varsa eskilerde vardı. Bir efektör Korkmaz Çakar daha var mı? Bir Jeyan Mahfi Tözüm, bir Halit Kıvanç, bir Orhan Boran?
Bir Radyo Tiyatrosu peki? Neyse ki, TRT Kurumumuz, hem eşsiz arşivini güncelleyip, hem “Arkası Yarın” kuşağını geri getirdi de bir nebze ferahladık gelecek kuşaklar adına!

ST: Sizi bunun dışında pek çok sosyal sorumluluk projesinin içinde de görüyoruz bunlardan da bahseder misiniz neler yapıyorsunuz? 

BK: Kendimi bildim bileli, bütün dezavantajlı bireylerimize karşı sorumlu hissediyorum kendimi. Bunun için zerre kadar destek olabileceğim bir dernek, stk ya da birey, kim olursa olsun gönüllü olarak hazırım elimden geleni yapmaya..Bu konudaki ilham meleğim ve en güçlü rol modelim de Kıymetli Büyüğüm Monik İpekel.

ST: Boks sporunu nasıl buluyorsunuz? Dünya da ve ülkemizde sevdiğiniz boksörler var mı? 

BK: Boks eşittir en çok özlediğim çocukluk yıllarım...Rahmetli Dedeciğimle gece yarıları siyah-beyaz tv’den izlediğimiz efsane isimlerin boks müsabakaları!Babaannemin salonunun ortasına minderleri yığıp, orayı boks ringine çevirip raundlar boyu sürdürdüğümüz tezahüratlarımız da cabası.Orhan Ayhan Usta’mıza da selâm olsun. O kadar bıçak sırtı bir spor ki Sizinki. Hem şiddetten korunmak için çok güçlü bir silâh, hem de inanılmaz bir irade ve kontrol gerektiren çok sıradışı bir spor. Bir de itiraf; son derece tetikte izlediğim bir spor, aman canınız yanmasın, aman kaşınız, dudağınız patlamasın, aman burnunuz kırılmasın diye düşünmekten de geri duramadığım bir spor.
Unutulmaz boksörlerime gelince; tabii ki pek çoğumuz gibi öncelikle ve tartışmasız
Cassius Marcellus Clay Jr. yani Efsane Muhammed Ali!
Sonra 1969'da, trajik bir uçak kazasında ölen ve Sylvester Stallone'unun Rocky serisinin ilham kaynağı olduğu düşünülen Rocky Marciano,
sonra Sugar Ray Robinson ve pek çok magazinel ve sansasyonel olaya da karışan Mike Tyson..
Kendi ülkemin efsane boksörlerine gelince
Hayatını ibretle okuduğum Garbis Zakaryan, sonra Cemal Kamacı ve  Rahmetli Amcanız büyük boksör Seyfi Tatar ile gururumuz olan kızkardeşiniz Gülsüm Tatar elbette. Birbirinize ilham olmanız ne özel. Bu arada çok erken kaybettiğimiz Sinan Şamil Sam da aklımda tabii.

ST: Spor ve beslenmenin sizdeki önemi nedir yaptığınız bir spor dalı var mı? 

BK: Keşke! O kadar utanarak itiraf ediyorum ki, tam bir tembelim spor konusunda. O kadar da iştahlı ve hatta pisboğazım ki üstelik. Eğer 1.60’lık boyuma 47 kilo falan olmasam kabus olurdu halim herhalde. Gerçekten kötü örneğima. Neyse ki, hukukta ilk öğrendiklerimizdendir : “su-i misal emsal olmaz”mış. Tek avantajım Annemin eksik etmediği ev yemekleri takviyesi...Bol sebzeli ve zeytinyağlılarla hemde!

ST: İşiniz gereği müzikle iç içesiniz radyoculuğun sanatçılar ile ilişkiniz de pozitif negatif etkileri oldu mu size yansıyan? 

BK: Ben bu konuda çok şanslıyım. 90’ların başında, yani ekmeğini en çok yediğimiz o güzelim yıllarda tanıdığım tüm müzisyen Arkadaşlarım, şuan hâlâ çok ünlü ve popülerler. Bu bana büyük konfor ve kolaylık sağlıyor elbette. O ilk merhabamızdaki içtenlik hiç kopmadı. Yeni kuşak müzisyenlerle aramızda ise asla olumsuz bir his oluşmadı. Ben biraz eski kafayım ama galiba..

ST: Biraz özel hayatınızdan bahsedermisiniz? Günümüzde aşk sevgi çok çabuk başlayıp çok çabuk sonlanıyor sizin için aşk sevgi ne anlama geliyor? 

BK: Bu güzelim dünyaya; bunca acı, keder, savaş, yokluk, merhamet eksikliği ve cehalet hakim olmaya çalışadursun; onların hepsine inat “aşk olsun” diyenlerdenim. Daima ümitvârım bu konuda...Yok yere bir kitaba, bir sese, bir kuşa, bir çiçeğe ağır aşık olmuşluğum vardır benim...Bir bakmışsınız Sunay Akın’ın bir dizesi, sevgi duymamı sağlamış sokaktaki yağmur mazgallarına, zürafanın boynuna...bir bakmışsınız, yüzde hudutsuz kere yüz aşık olmuşum Nazım Hikmet şiirindeki bir adama!
Öyle pek romantik falan da sayılmam ama bir insana aşık olmak, benim için en zoru galiba!

ST: En sevdiğiniz ve en sevmediğiniz özellikleriniz neler? 

BK: En sevmediklerden başlayayım; her şeyi fazlasıyla abartırım, hiç doğrudan anlatamam kendimi, hep bişeyler eksik kalırsa diye tedirgin olurum çünkü. Kimbillir bu röportajı deşifre ederken Size ne zulüm yaşatacağım. Fena halde sabırlı ve sakinimdir beni kızdıran şeylerde. Bu beni çoğu zaman geride bırakır ne yazık ki. Bir de, ah şu evhamlılığım, pimpirikliliğim meselâ, hiç kimsenin aklına gelmeyen şeyler beni kemirir durur boş yere...
Sevdiğim özelliklerimse, okumaya ve yazmaya olan düşkünlüğüm galiba...Bir de her ne pahasına olursa olsun, nezaket ve gülümsemeyi başımın üstünde taşımam, bu beni nice zor durumlardan kurtarmıştır.

ST: En sevdiğiniz dizi ya da diziler hangileri? 

BK: Ah bu zor soru...Ben Mavi Ay, Ally McBeal ve Charles İş Başında’da kaldım desem...Sanırım Yılan Hikayesi ve Avrupa Yakası da var yine eskilerden. Bu arada dönem dizileri çok kıymetli bence; Muhteşem Yüzyıl ve Diriliş Ertuğrul bu anlamda çok büyük prodüksiyonlar bence...

ST: En son okuduğunuz kitap hangisi bizler ile paylaşır mısınız? 

BK: Bilge Arkadaşım Erhan Altunay’ın Masalcı’sı, üçüncü kez okuduğum Albert Camus’un Veba’sı ile ikinci kez okuduğum güzel akıl Dr.Şenay Devi’nin Türk Medeniyetlerinde Astroloji, Astronomi Ve Müneccimbaşılık eseri...

ST: Bir dilek hakkınız olsaydı ne dilerdiniz? 

BK: Tek şey! Büyük Atatürk’ümün en büyük ilkesi: “yurtta ve dünyada barış”...Çünkü barış varsa herşey vardır.

ST: Meslek hayatınızda hayallerinizi gerçekleştirdiniz mi? Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir? 


BK: Nerde o bolluk, yanından bile geçemedim henüz ama ümidim var hep!
Hedeften çok çabam diyelim; daha sadeleştirip beklentilerimi, daha çok çalışıp, bilerek ve isteyerek enerjimi ve huzurumu eksilten uzak durmak...

ST: Radyo programlarınız içinde unutamadığınız bir anınızı bizler ile paylaşır mısınız? 

BK: O kadar çok ki...Ama sanırım en hoş olanlarından biri, sürekli dinleyicimiz olan evi Radyoevimiz’e pek yakın oturan bir dinleyicimizin: “Ah nasıl bir anne mozaik pastası çekti canım” dediğimde, yayın bitmeden güvenliğe yetiştirdiği kendi yaptığı mozaik pasta.
Manisalı kâdim bir dinleyicimiz de sırf bana bir kasa bahçe eriği getirmek için saatlerce yolculuk yapıp geri dönmüştü. Demiştim pis boğazlığım meşhurdur diye..
Beni çok şaşırtan bir anım daha geldi şimdi aklıma...
Bir Üniversite’deki panelde konuşmacıyım...Ama aklım bir yandan o haftaki canlı yayın konuğumu bulmakta..Yıllarca peşinde olduğum Efsane Sanatçımız Nilüfer Hanım var o gün yine aradığım, bir kez sunma şansım olmuş onu, orada da menajerinin numarasını almışım, arayıp duruyorum yıllardır. O günde aradım panele başlarken...Cep telefonum da önümde! Tam konuşmaya başladım ki, en az bir saat oradayız üstelik, Nilüfer Hanım telefonuma karşılık beni arıyor...”Ay lütfen bir dakika beni affedin Arkadaşlar” deyip izin istedim, ve “bu tlfunu mutlaka açmalıyım, söz affettireceğim Size bu davranışımı” diye de ekledim. Herkesin gözü üzerimde üstelik headsetim de takılı: “Buyrunuz?” dedim. Ben Menajeri Hanım sanırken bir büyük sürpriz: Merhaba, ben Nilüfer..Beni aramışsınız galiba?” demez mi..Tabii mikrofondan ses de sızıyor salona...Ben ne yaptım peki; “yok hayır, ben Sizi değil; Nilüfer Hanım’ın menajerini aramıştım” deyiverdim mi şaşkınlıkla... Nilüfer Hanım’ın: “iyi ya, bende bizzat aradım Sizi” cümlesinin ardından aydığımda ise salondaki herkesin yüzünde bir gülümseme tabii!
Ve ben o gün 700 kişinin şahitliğinde Nilüfer Hanım’ı programıma davet ettim. Çok mutluyum ki, o da kırmadı beni ve programıma geldi.

ST: Son olarak kadınım.com
okurlarına öneri ve tavsiyeleriniz neler olur? 

BK: Siz çok örnek bir iş yapıp, kadınları spora ve boksa yönlendirirken bir de sayısız röportajınızla farkındalık yaratıyorsunuz. Yaşadığımız çağda, yazmanın ve okumanın kıymeti o kadar önemli ki, bu röportajlar tekrar elimizi kağıda kaleme götürüyor bence. Ayrıca pek çok merak ettiğimiz sima ile yazılım bir şekilde buluşuyoruz bu mecrada. Çok teşekkür ederim tekrar beni de bu ayrıcalıkla buluşturduğunuz için

Milli Antrenör Boksör Oyuncu 

Serkan TATAR