Anadolu kadını Ümmiye Koçak’ın başarı hikayesi tüm kadınlara ilham oluyor

Anadolu kadını Ümmiye Koçak’ın başarı hikayesi tüm kadınlara ilham oluyor

Tiyatrocu, yönetmen, senarist, oyuncu, çiftçi, anne ve dahası… On parmağında on marifet bir Anadolu kadını Ümmiye Koçak. Üstelik saydığımız tüm bu unvanlarıyla yurt içi ve yurt dışında çok sayıda ödüle layık görüldü. Adana’nın Çelemki Köyü’nde dünyaya gelen Koçak, çocukluğundan bu yana gerçek bir kitap tutkunu… Kitap tutkusu sayesinde kendisine ödüller dolu bu dünyayı yarattı Koçak... Kadınım.com olarak biz de kadınların yolunu aydınlatan, kalemiyle kadın-erkek herkese ayna tutan Koçak ile buluştuk ve adını Mersin’den dünyaya duyuran hikayesini dinledik.

Biz sizi yakından tanıyor ve takip ediyoruz fakat bir de okurlarımız için Ümmiye Koçak kimdir anlatabilir misiniz?
Adana’nın Çelemli Köyü’nde dünyaya geldim güzel yavrum. 10 kardeşin altıncısıyım. Benim çocukluğum öyle bir çocukluktu ki… Şimdiki çocuklukla benim çocukluğum arasında dünyalar kadar fark var. Aşırı derecede yaramazdım. Hiç oyuncağımız olmadı, hep kendimiz yaptık. Okumayı çok istiyordum ve tesadüfen ilkokulu bitirdim güzel yavrum. O dönemde kız çocukları okula gitmiyordu. Bir gün camiden bir anons duyuldu; “Her evden bir kız çocuğu okula gidecek. Gitmezlerse ebeveynlere ceza gelecek” diye. Ben baştan sevindim ama benden küçük kız kardeşim vardı, o gitti. Sonra kardeşim çok ağladı, gitmek istemedi. Dolayısıyla bana şans verildi. Dediğim gibi aşırı yaramazdım ama hiç dayak yemedim. Hiçbir şekilde psikolojik veya fiziksel şiddet görmedim. Çok özgür büyüdük. Nasıl özgür büyüdük? Yaramazlığı yapardım, kahve önüne kaçardım çünkü kadınlar kahveye gitmiyordu, geldiğimde anam unutmuş oluyordu zaten… Özgür büyüdüm derken kimse ilgilenmez demek istemedim. İstediklerimi yapan bir çocuktum hala da öyleyim. Çocukluk çok önemli… Hiç kısıtlanmadım. İki gelinimiz, bir de ablam vardı, onlarla oturup çeyiz yapmıyordum hep kitap okuyordum. Babam bizi Ceyhan’a alışverişe götürüyordu. Ablamlar hep çeyizlik alıyordu ben kitap… Hatta bir gün bir kitap almaya gittim, üstümde kadife şalvarım, çizgili gömleğim, başımda da eşarbım vardı… Öyle küçümseyen gözlerle baktılar ki bana ‘Bu köylü kızının ne işi var’ der gibi… Ben de onlara bakıp ‘Ne yani köylüler kitap okuyamaz mı?’ dedim. O zamanlar çok canım acıyordu böyle konularda… Çocukken etrafımda nişanlıları askerde olan genç kızlar vardı. Kadınların da çocukları veya kocaları askerdeydi. Ben onların mektuplarını okurdum çünkü başka okuyan yoktu. 13 yaşımda yazmaya başladım. Kendimden büyüklere de küçüklere de hayalimdeki şeyleri gerçekmiş gibi anlatıyordum. Bir kitabı okuduğum zaman arkadaşlarımı organize edip onlara anlatıyordum. Bu Allah vergisi bir yetenekmiş sonradan öğrendim.

“Bugünleri çocukluğuma borçluyum”

İlk okuduğunuz kitabın "Maksim Gorki’nin Ana" kitabı olduğunu belirtiyorsunuz. Bu kitabın sizin için önemi nedir?
Bu kitap benim hayatımda çok büyük bir dönüm noktası. O kitabı tesadüfen öğrendim. Öğretmenim beni o kitabı almam için evine gönderdi, “Yıldız evden masanın üstündeki kitabımı getir” dedi. Kitaba bir baktım üstünde anama benzeyen, kırışık yüzlü bir kadın vardı. Şöyle bir karıştırdım sayfalarını. O an şimşekler çaktı. Sanki biri bizim evi yazmıştı kızım; tahta sedir diyor, çalışan işçiler diyor, alkolik insanlardan bahsediyor… Gözümün önüne birden bizim köy geldi. Ama kitaptaki isimler anlamıyordum. Ben de kitaptaki isimlere sınıftakilerin isimlerini vererek okudum. Çok ilgimi çekmişti. Sonra öğretmenime bu kitabı okuyabilir miyim diye sordum, o da “Yıldız bu kitap sana çok ağır gelir”, ben de kitabı şöyle bir kaldırım “Ama hafif öğretmenim” dedim. Güldü, bunu oku yarın bütün arkadaşlarına okuyacaksın” dedi. O gece o kitabı gaz lambasında okuyarak, ezberledim. Ertesi gün de sıraların aralarında geze geze anlattım sınıfta. Hiç unutmuyorum bu anımı. Çocuklukta yaşanan iyi ya da kötü hiçbir şey unutulmuyor. Bu kitap bana hayal kurmanın beleş olduğunu ve düşüncelerimi yazabileceğimi öğretti. Ben ilk 13 yaşında kafamda kurduklarımı, çevremde gördüklerimi yazmaya başladım güzel yavrum. Nasıl olsa okumayacağım o zaman hayallerimin peşinden gideyim dedim. Bu kitap bana bunları öğretti. Kitabın içeriğini unutmuştum aslında. Yazarını hatırlamıyordum. New Yorker dergisinden Elif Batuman röportaja gelmişti. Ümmiye Hanım ilk okuduğun kitabı hatırlıyor musun diye sordu. “Kuzum kitabın içeriğini hatırlıyorum, adını da hatırlıyorum Ana ama yazarını hatırlamıyorum. Ben yabancı isimleri unutuyorum. İçeriğini anlatayım sen bilirsin” dedim, anlattım o da “Aaa Maksim Gorki’nin Ana kitabı bu” dedi.


Çevrenizdeki kadınları sosyalleştirme çalışmalarınızı biliyoruz biraz o çalışmalardan bahseder misiniz? Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu'nu kurma fikri de bu sürecin bir parçası mıydı?
Ben Selanik Muhacırıyım (Macır), eşim de Yörük… Evlenip geldikten sonra kendi köyümle Arslanköy’ü karşılaştırmaya başladım. Köylerimiz arasında kültür farkı vardı. Arslanköy’de okuma düzeyi çok yüksekti. Hakim, savcı, doktor, hemşire çoktu ama okuyan gitmiş gittiği yerde kalmış. Adana’nın Çelemli Köyü’nde ise kadınlar sadece evde yemek, temizlik yapardı… Kadınlar el üstünde tutulurdu çünkü “Cennet anaların ayağının altında” derlerdi. Burada ise tam tersiydi. Kadınlar çok çalışıyordu, erkekler de alkol alıyor gün boyu yatıyordu. Bu durum karşında benim canım acıyordu. Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Bir baktım köyde kimse temizliğe gitmiyor, memurların çocuklarına bakıcı bulunmuyor… Ben temizliğe de gittim çocuk da baktım… Gençler de bunları yapmaya başlayınca ben bıraktım, meydanı gençlere bıraktım. Arayış içerisindeyken kendi kendime “Ümmiye kızım öyle bir şey yap ki buradaki kadınların sesini Mersin’e duyur!” diyordum. O dönemde çocuklarım liseye gidiyordu. Bir gün “Anne tiyatro var, öğretmen anneniz-babanız da gelsin” dediler, ben de gittim. Oyun bitti oyunculardan birine “Kuzum senin adın neydi?” diye sordum, “Veli” dedi, “Ama az önce Ali’ydi” dedim, güldük “Teyze o benim oyundaki adımdı” dedi. O gece sabaha kadar düşündüm biliyor musun güzel yavrum? Burada komşulardan birinin evinin önünde sebzesi var diğerinin inekleri var… Hayvan geçerken sebzelerden koparıyor. Bu iki komşu bu yüzden kavga ediyorlar. Sonra gelip bu kavgayı başkasınınmış gibi anlatıyorlar… Hâlbuki ben biliyorum olayları. O gece şunun farkına vardım; “Ayşe teyzeyle Fatma teyze kavga ediyor. Çocukları da arkadaşlar ve arada kalıyorlar. Bu yanlışın önüne nasıl geçebilirim? Yazarak! Ben onların bu yaşadıklarını yazmalıyım, o çocuklar gibi sahnede oynayalım, isimleri de değiştireyim onlar gibi… Herkes görsün hatalarını, kendilerini düzeltsinler” dedim güzel yavrum. Ben bu şekilde yola çıktım. Kadınların erkeklerin yaptıkları yanlışlara ayna olmak istedim…

Eminim kolay ve hızla gerçekleşen bir süreç olmamıştır. Birçok zorlukla karşılaşmışsınızdır… En çok ne zorladı sizi, nasıl mücadele ettiniz olumsuz durumlarla?
Önemli olan insanın kendini tanıması, ne istediğini bilmesi… Eğer kendini tanıyorsan, kendine bir hedef koyduysan ne olursa olsun sevgiyle açılmayacak bir kapı yok. Ben o dönem 40 kapıya gittim 7 kadın oyuncumu bulabilmek için. Hiç kolay olmadı. Ama kendi kendime hep şunu diliyorum “Ümmiye kızım sen bu yola çıktın, gül döşenmeyecek tabii ki dikenleri olacak. Sen o dikenlerin arasından gülleri toplayacaksın.” Zor olduğunu biliyordum tabii ki sonuçta tabuları yıkacaktım. Sevgiyle, güzellikle, iyilikle başardık. En çok hoşuma giden de yazdık, okulun önünde oynadık. Kadınlardan birinin kocası geldi, “Ya Ümmiye Abla eline sağlık çok güzel olmuş ama sanki o alkolik olan karakterde beni yazmışsın” dedi, ben de “Zaten sensin o” dedim. Böylelikle onlara ayna tutmuş oldum. Şimdi işlerde “Hanım senin kafan daha iyi çalışıyor gel beraber pazarlık yapalım” diyorlar ve birlikte çalışıyorlar. Çok şey değişti. Ben de bir nebze de olsa fikirlerini değiştirebildiğim için gurur duyuyorum.



“Üzerinde durmamız gereken konu kadının kadına şiddeti aslında”

Tiyatronun yanı sıra sinemaya da aynı motto ile giriş yaptınız ve dünya çapında Yün Bebek adlı filminizle büyük ses getirdiniz. New York’tan size ödül kazandıran Yün Bebek’in öyküsü nasıl oluştu? Filme nasıl karar verdiniz?
Ben dinlemeyi çok seviyorum güzel kızım. Yaşlı insanları dinlemekten büyük keyif alıyorum ve onlarla empati kuruyorum. Çok şanslı olduğumun farkına varıyorum. 70-80 yaşında bir yaşlımız “Ah Ümmiye kızım ben hiç oyuncak görmedim. Anam babamın ikinci eşiydi, ebem (babaanne) sürekli bizi döverdi. Emmimin çocuğunun bir bebeği vardı, istedim de bana vermediler. Anam da bana koyunları güderken eğirdiği yünlerden bebek yapmıştı. Babaannem o gece annemi de beni de dövmüştü. Babam da annemi dövdü, kolunu kırdı... Ben de tahta dolaba saklanmıştım” diye anlatırken ağlıyordu 80 yaşındaki kadın. Ben bunu hiç unutmadım ve bu acı anıdan yola çıkarak Yün Bebek adında bir öykü yazdım. Bu noktada kadının kadına şiddeti ön planda oldu benim için. Evet, şiddetin her türlüsüne karşıyım ama bizim önceliğimiz her zaman kadının kadına şiddeti olmalı güzel yavrum. Ben 2005 yılında bu öyküyü yazdığımda çok ses getirmişti… Önce tiyatrosunu yaptım. Baktım insanlar tiyatro izlemiyor, televizyon izliyor. Ben de film çekeyim, sesimizi duysunlar dedim. Elbette ki bu süreç akşam düşünüp sabah gerçekleşmedi. Tam 5 yıl sürdü. Kamera arkasını gözlemlemek için dizilerde, küçük rollerde yer aldım. O senaryoyu yazabilmek için çok uğraştım. Gündüz bağ-bahçede çalıştım gece senaryo yazdım. Bitince işin uzmanlarına gösterdik, birçok insanın emeği var bu işte… Çok zor şartlarda hiç kamera görmemiş insanlarla çalıştık. Başarmışız ki New York Avrasya Film Festivali’nde Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı ödülünü getirdi bana… Çok gururluyum, çok mutluyum…





Yazma, üretme süreçleriniz nasıl gerçekleşiyor? Mesela nasıl bir ortamda yazmayı seviyorsunuz?
Ben önce kafamda kurguluyorum. Gittiğim her yerde kafamda bir şeyler kurguluyorum, kafamda yazdığım kalem altın uçlu, hiç silinmiyor! Gittiğim her yerden ilham alıyorum. Ben çok iyi bir gözlemciyim. Ama bir konu seçtiysem ve onu kurguladıysam bu süreç 6 ay 1 yıl sürebiliyor… Kara kalemi alıyorum odama çekiliyorum. Saatlerce yazıyorum, 1 haftada bitiriyorum. Kafamda kurguladığım zaman hızlı hızlı yazıyorum. Yazımı da kızımdan başka kimse okuyamaz. Kızım düzeltiyor, bilgisayara geçiriyor.


Başarınızı birçok ödülle taçlandırdınız. Yurt içinden yurt dışından… İlk ödülünüzde neler hissettiniz? Sizin için en özel ödülleriniz hangileri?
Ödüllerimin hepsi benim için çok özel, her biri ayrı ayrı anlamlı. Hepsi benim çocuklarım. Adana Uluslararası Tiyatro Festivali’nde ilk ödülümüzü aldığımızda çok ağladım. Çünkü ilk defa bir festivalde oynamıştık, ilk defa ödül almıştık. İlk çocuklar çok kıymetlidir ya o nedenle bu ödül benim için çok kıymetli. Altın Palmiye Ödülü, Cumhurbaşkanımız tarafından Akdeniz Bölgesi’ni temsilen verilen ödül beni çok gururlandırmıştı. Bir odam var hepsi orada, her sabah kalkıp onlara bakarım, tozlarını alırım, o anlarını yeniden yaşarım… Bunlar beni önüme bakmam için kamçılıyor biliyor musun güzel kızım, sorumluluklarımı hatırlatıyor, doğru yolda olduğumu hissettiriyor...

Oyunculuk deneyimi olmayan kişilerle çalışıyorsunuz genelde… Bu noktada sizden nasıl bir destek alıyorlar? Nasıl motive ediyorsunuz oyuncularınızı?
Bazı insanların Allah vergisi özellikleri olur. Benim de öyle bir özelliğim varmış. İnsanlara baktığında kaşını, gözünü görürler bense kafasının içini görünüyorum! O kişiye baktığım zaman kapasitesini ölçüyorum. Rol yeteneğini, dışarı çıkarabilecek miyim bakıyorum. İçine kapanık, özgüveni düşük insanlarla çalışmayı istiyorum. Çok akıllıları, dünyayı gezmişler değil… “Ben bunu yapmam, okumam yok” diyenleri seçiyorum. O insanlar o kadar mutlu oluyorlar ki… Özgüvenlerini kazanıyorlar…




Hayallerinize kavuştuğunuzu söyleyebilir miyiz peki?
Daha başındayım kuzum! En büyük hayallerimden biri güzel bir televizyon programı yapmak... Projenin içeriği de aklımda ama güzel bir proje var aklımda. Bir köylü kadını olarak bütün dünyaya rol model olacak şekilde yapmak istiyorum bunu… O zamanlar “Okuyup da ne olmak istersin” diye sorsalar o zamanlarda da şimdi de “Düşüncelerimi yazmak ve gerçekleştirmek isterim” derdim.

Bu süreç hayatınızda ne tür değişikliklere yol açtı?
Aile, eş çok önemli. Ben bu yola çıktığımda kaynanam, kayınbabamla kocaman bir ailenin içindeydim. Eşimin, çocuklarımın desteği olmadan hiçbir şey yapamazdım güzel yavrum. Tek başına hiç kimse bir şey yapamaz. Benim eşimi annesi çok güzel yetiştirmiş. Bu süreç benim hayatımda hiçbir değişiklik yaratmadı. Sadece omuzlarıma çok büyük bir sorumluluk yükledi. Çok çalışmam gerektiğinin farkındayım. Fakat daha özgürleştim, düşüncelerimi daha çok dile getirebiliyorum… Tanınıyor olmak güzel bir şey ama güzel tanınmak çok daha başka bir şey… Onun dışında ben yine aynıyım. Konservelerimi, salçalarımı, bulgurumu yapıyorum. Her şeyimi kendim yapıyorum. Benim istediğim hayat ikisini bir arada yapabilmekti.




“Sevginin dini, dili, ırkı yok!”

Dünyaca ünlü futbolcu Cristiano Ronaldo ile aynı reklam filminde rol aldınız aynı zamanda reklamın yönetmeniydiniz… Neler yaşandı? Nasıl bir deneyimdi?
Bu gerçekten çok güzel bir deneyimdi. Türk Telekom’un bir reklam filmini çekeceğiz dediler. Çok teklif gelmişti ama “Türk Telekom’unsa seve seve kabul ederim” dedim. İstanbul’da buluştuk, film Ronaldo ile çekilecek, sen yönetmen olacaksın dediler. “Aaa Ronaldo ister mi ki? Kabul etmez” dedim. Onlar da biz ona sorduk “Ben o hanımefendiyi tanıyorum, onu annem gibi görüyorum. O da benim gibi tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelmiş, takdir ediyorum kendisini” demiş. Bu deneyim bana ne kazandırdı biliyor musun güzel yavrum; sevginin dini, dili, ırkı yok! Reklam filmi deyince ben bir günde biter sandım meğer filmden betermiş be yavrum! Bir gittim toplantı salonunda 15-20 kişi. “Hepinizin işi var mı” dedim “evet” dediler… “Bir damlacık şey için bu kadar emek mi olur dedim “Daha dur bakalım Ümmiye Hanım” dediler. Ertesi gün bir gittik ki 100 kişi oldular. Önemli olan kısa sürede en güzelini anlatma çabasıydı bu. Ama film öyle değil… O kadar güzel bir ortamdı ki hepsi evladım gibiydi, hepsinden Allah razı olsun. O ekip bana bu kadar samimi yaklaşmasaydı belki de bu kadar güzel bir iş çıkmazdı.

Ronaldo’dan herkes çekiniyordu. Beni çağırdı, gittim. Bir sarıldı bana. “Kuzuuummm, yavrummm, oğlummm” dedim ona o da bana “Mamiiiii”diye karşılık verdi. Koltuğunun altına geldim, millet gülmekten yıkıldı. Elimi hiç bırakmadı, bir o anlatıyor bir ben ikimiz de bir şey anlamıyoruz ama hep gülüyoruz. Yüreklerimizle, gözlerimizle konuştuk…


Takip ettiğiniz yönetmenler, yazarlar, oyuncular kimler?
İçinden Yol Geçen Hayaller’in yazarı Seymen Bozaslan güzel yavruma çok teşekkür ediyorum. Bu kitabın içerisinde benim hikayem de var şimdi onu okuyorum. Müthiş bir kitap ona milyonlarca defa teşekkür ediyorum. En çok okuduğum yazarlardan biri Üstün Dökmen, bütün kitaplarını imzalı olarak gönderdi. Herkese tavsiye ediyorum. Çocukluğumdan beri Peyami Safa’yı severek okurum. Severek ve tekrar tekrar okuduğum kitapların başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’u geliyor güzel kızım.

“‘Ana Gökyüzü Delinmiş’ ile iklim değişikliği konusunda dünyada ses getirmek istiyorum”

Yeni projeler var mı gündeminizde?
İklim değişikliği üzerine yeni bir oyun yazdım güzel yavrum. Çünkü bu konu beni çok üzüyor. Biz Torosların zirvesinden olayın ciddiyetinin farkına vardık. Artık birlik olma zamanı. Bu sadece bizim sorunumuz değil, bütün dünyanın sorunu. Elele vermemiz gerekiyor. Bana ne dememeliyiz. Dünyaya verdiğimiz zarar artık çok ciddi bir boyuta ulaştı. ‘Ana Gökyüzü Delinmiş’ adında bir oyun yazdım. Bu oyunu yurt dışında da oynamak istiyorum. Biz buradan feryat ediyoruz, ağaçlarımıza doğamıza sahip çıkalım diye… Kendimizi geliştirmeliyiz. Eğitim eğitim diyorum herkes eğitim dediğimde okuma-yazma anlıyor. Hayır, okuma-yazmadan bahsetmiyorum sadece. Ben çok yurt dışına çıktım. Türkiye’ye döndüğümde çok canım yanıyor. Neden biz çöplerimizi ayrıştırıp, geri dönüşüme kazandıramıyoruz mesela? Biz köylerde her şeyi şehirler yapsın diye bekliyoruz. Olmaz! Ben gerçekleri yazıyorum. Yağmur yağmıyor diye köyde kurbanlar kesildi. İklim iyice değişti. İnsanlar açlıktan ölüyor, tsunamiler gerçekleşiyor… Biz hala benim suçum yok deyip suçlu arıyoruz. O nedenle bu oyunumu her yerde oynamak istiyorum, herkesten davet bekliyorum. Şimdilik yalnızca Balıkesir’e gidebildik. Oyunumuzla halkı bilinçlendirmek istiyoruz. İnsanları hem düşündüren hem de güldüren bir oyun. Benim kitlem kendim gibi Anadolu’daki kadınlar… Ben kendi dilimde bilmeyenlere anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de sıkmadan, eğlendirerek anlatıyorum mesajlarımı…


Sizin gibi birçok başarıya imza atmış birinin bize önerileri ne olur?
Diziler hep ezilen kadınları konu alıyor. Bir kere de dimdik ayakta duran bir kadın olsun. Evet, ezilen kadın çok ama biz güçlü insanları görelim artık. Çünkü bu görüntüler çocukların beynine kazınıyor. 24 saat açık televizyonlar çocuklarımıza ne verirsek onu alıyorlar. Kadınlarımız çok izlesinler. Kendileri olsunlar. Başkalarının aklıyla yola çıkmasınlar. Ne istiyorlarsa onu yapsınlar. Yaşları önemli değil. Çok okusunlar hayallerinin peşinden koşsunlar. Ben 45 yaşında tiyatroyu gördüm. Gençlerden tek istediğin kendilerini tanısınlar, hedef belirlesinler ve bıkmadan okusunlar, çalışsınlar. Hepinizi çok seviyorum, çok öpüyorum.



Ödülleri
Adana Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
Ankara Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
Darüşşafaka Eğitim Kurumları Girişimcilik Ödülü
Bornova Uluslar Arası Kadın Sanatcıları Festivali Ödülü
Toros Koleji Eğitime Destek Ödülü
Sivil Toplum Örğütleri (kader) Kadında Şiddete Hayır Destekleme Ödülü
Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yılın Sanat Ödülü
TİKAV- 2012 Anneler Okulu projesine destek ödülü
Samsun sivil toplum örgütü girişimcilik ödülü
New York Avrasya Film Festivali: Sinemada En İyi Kadın Sanatçı ödülü(Yün Bebek)
Adana Genç İş Adamları Derneği (AGİAD) Yılın onur ödülü

Yazdığı Oyunlar
Erik Eşkisi
Ozon Tapakası
Kara Kuyu
Doktor Beleş
Turunçgil Hayattır
Çicekler Solmasın
Hasret Çiçekleri
Vatan Sevgisi
Irazcan’ın Düşleri
Kanayan Yara
Kader
Obruk
Ayaksız Ayakta Durmak
Baba Ben Geldim
Muhtar Adayı Hasret Ana
İki Öküz Parası

Filmleri ve Dizileri
Yönetmen:
2012 – Yün Bebek (Sinema Filmi)
Senaryo:
2012 – Yün Bebek (Sinema Filmi)
Oyuncu:
2014 – Zamanı Beklemek (Kısa Film)
2006 – Zeytinyağlı Yiyemem Aman (TV Filmi)
2005 – Oyun (Sinema Filmi)
İstanbul Çocukları
Hanımın Çiftliği
Hayat Devam Ediyor
Kasaba
Seher Vakti